YOLCULUK

Adam, 04:22 ‘ de tatlı bir telaş ve sevinçle kaçar gibi çıktı. Bu yolculuğa, sadece dün gece

hazırlanmamıştı. Günler öncesinden hazırlanmıştı. Bütün bir sabah araba kullandı. Hız sınırını aştı.

Ceza yedi. Ceza yazılırken bile sevinçli idi. Polislere, sabahın köründe başka işiniz yok mu, diye takıldı.

Bu yolculuk, uçak yolculuklarından farklıydı. Uçak yolculuklarında üş aşağı beş yukarı sonunu

biliyordu. Yine heyecanlı idi. Ama yine de sonunu bilmiyordu. Bildiğini sanıyordu.

Ceza yemesine rağmen yine de hız yapmaya devam etti. Sürekli düşünüyordu.

Ya gelmezse!

Adam “gelirse”yi giderken hiç düşünmemişti. Demek ki sadece gelsin istiyordu.

Güzel bir kır kahvesinde gözlemesini yerken sevinçle evi aradı. Şehrini aradı. Sevincini paylaşmak

istiyordu. Paylaştı da! Ama karşıdaki sesler soğuk davranmıştı. Aldırmadan yoluna devam etti. Değişik

yolları, sonu bilinmeyen yolları severdi. Değişik bir tabela gördü. O yola saptı. Bu yolun kendi

yaşamına benzediğini dönüşte anladı. Boş, tek tük aracın çıktığı düz bir yoldu. Yine sürat yaptı. Bu

yolda ceza da yoktu. Dardı ama yine sürat yapıyordu. Bir kasabada yanlış yolda olduğunu düşünerek

yol sordu. Yolu tarif eden; ben de o taraf gidiyorum, gelebilir miyim, diyerek bindi. Düşünceler

şimdilik bitmişti. Konuşmalar başladı. Adam, yolcuya sistemden kopuk düşüncelerini anlattı.Her

zaman yaptığı gibi. Ama insanları etkiliyordu. Manzaranın bazı yerleri kendi memleketine benziyordu.

Ancak bunu fark etmemişti. Yolcu fark ettirdi. İleride yol değişmişti. Kıvrımlı, tehlikeli, çiçekli bol yeşilli

bir görüntü almıştı. Cep telefonu da çekmeye başlamıştı. Bir mesaj vardı: ‘’ Sadece merak ettim onun

içi aradım.’’ bu işareti bile adam anlamamıştı. Sanki tek sorunu görmekti. Gördüğü zaman her şey

bitecekti. Adam kasabaya gelmişti. Yolcu inerken adını söyledi ve elini sıktı. Güler yüzle hoşça kal dedi

mi? Adam, 3 gündür tıraş olmuyordu. Önce bir berber buldu, tıraş olurken yine düşündü. Gelmemiş

miydi? Sakalı sevmiyordu, tıraş olmalıydı. Olduğu için mutluydu adam. Berbere gideceği yeri sordu.

Kocaman bir avlu içerisinde bir tesisti. Kimseyi bulamadı. Yemekhanede görevliyi buldu. Odası hazır

değildi; görevli, biraz dolaşın hazırlatırım, dedi. Arabadan valizi aldı, odada şortunu giydi; t-shirtı

değiştirdi, arabasına giderken odasının karşısındaki kapıda diğer bir adamı gördü. Dolaşmak üzere

yola çıktı. Ağır ağır, sahil boyu düşüncelerle gitti. Gelmemişti. Yer ayırtma tarihleri de tutmuyordu.

Çelişkiler içinde kalmıştı. Zaten adam kadına karşı güvenle güvensizlik duygusu arasında hep gidip

gelmişti. 20 dakika sonra telefon çaldı. Ses onun sesiydi. Çok sevinmişti… Neredesin, diyordu.

Gelmişti. Karşı odada kaldığını, buluşunca öğrenecekti. Arabanın arka koltuğunu boşalttı, ağır ağır

geldiği yolu süratle döndü. Tesisin avlusunda yoktu. Geri dönerken yolun karşısında ikisini gördü ve

arabayı o tarafa doğru sürdü. Kapıda durdu. Kapıları içeriden açtı, kemerini içeriden çözdü; bunları

yaparken çok heyecanlıydı. Belli etmemeye çalışıyordu. İndi, önce adamı, sonra kadını öptü

yanaklarından. Kadın diğer adamı tanıştırdı: Eşim. Adam bakmakla bakmamak arası diğer adamı

süzdü. Kıskanmıştı. Aklı kadındaydı ama bakamıyordu. Aslında kız da demeli idi. Kendinden yarı yaş

küçüktü. Görünüşü de kızdı. Fiilen kendisi kadın yapmıştı. Kız öyle söylemişti. Adam da inanmıştı. Kız

da “İnanmıyorsun.” demişti. Bu çelişki veya kuşku hep sürmüştü. Şakası da … Kız, adamın namusu

olmuştu. Adam, bunun şaka değil gerçek olduğunu sonradan anlayacaktı. Kız şimdi resmen kadın

olmuştu. Adam, resmenini kendisinin yapmadığının pişmanlığını sonradan duyacaktı. Diğer adam öne,

kadın arkaya oturdu. Her yeni tanışma gibi yolculuk, yerleşme konuları konuşuldu. Mecburen …

Kadın arka koltukta adamın eşyalarını karıştırıyordu. Şımarık çocuğu veya 10 yıllık karısı gibi.

Kendisine has kısa sorular soruyordu kadın. Amaçsızca arabayı sürüyordu. Adam, aynadan arkaya

bakamıyordu. Diğer adam bilindik şakalarını yapıyordu. Bu kızı çok mu aradın, kim kimi tavladı gibi …

Kadın, iki koltuğun arasında adamın kasten bir yerine dokunduğunda ,adamın her yeri ürperiyordu.

Adam telefonun çekip çekmediğini kontrol etti. Çekmiyordu. Adam buluşmadan önce yeğenine

tembih etmişti. Yarım saat sonra ara, diye. Adam “Dönelim.” dedi. Bir plajın önünden döndü,

kaldıkları kasabanın girişindeki çay bahçesine oturdular. Adam kadına yine bakamıyordu. Ama

bakmak istiyordu. Yanaklarını avuçlarının içine alıp çok sevdiği gözleri seyretmek, dudakları öpmek

istiyordu. Adam, diğer adamla konuşur gibi yaparken; kadın, adamın dizinin dibinde eşini

seyrediyordu. Aslında diğer adamın yanında olmalıydı. Kural buydu. Kadın bu tavrını bütün gün ve

gece sürdürdü. Hep adamın yanındaydı. Salak adam buna uyum sağlayamadı. Diğer adam sigara

almaya gittiğinde ,adam ilk defa kızın yüzüne bakabildi.

-Nasılsın?

-İyi değilim.

Bir soru ve bir cevap.

-Yüzüne bakamıyorum.

-Farkındayım.

Diğer adam geldi. Fotoğraf çekme faslı başladı. Bu arada kadın bahçedeki güllerden istedi. Diğer adam

kendine yakışık tavrı ile koparamayacağını dile getirdi. Hesabı öderken çaycıdan izin aldı. Bunun

üzerine diğer adam gülü koparmaya gitti. Gülü seçemedi. Adam seçti. Kadının ne tür gül sevdiğini

biliyordu. Uçak yolculuklarında hep gül götürüyordu. Kadının şehrindeki son buluşmalarında kadının

yatağını güllerle doldurmuştu. Güllerin üzerinde sevişmemişlerdi. Gülleri toplayarak sevişmişlerdi. Bir

telefon konuşmasında adam, keşke gülleri toplamadan sevişseydik, dedi. Kadın da yine deneriz, dedi.

Kadın her şeyi planlıyor, yanlış da olsa yine de yapıyordu. Adam bunu sonradan anlayacaktı. Diğer

adam gülü kadına verdi. Kadın neyi hatırlatıyor, dedi adama. Adam insiyaki olarak ölümü hatırlatıyor,

dedi. Kırmızı güller adama hep sevgiyi ve aşkı anlatırdı. Kadın bunu çok iyi biliyordu. Kadın bozuldu.

Diğer adam soruya cevap vermedi. Telefon çaldı. Ekranda adamın yeğenin ismi görülünce telefonu

kadın aldı. Adamın yeğeni, kadının ailesine ve diğer adama okul arkadaşı olarak tanıtılmıştı. Kadın

arabanın içerisinde konuşmasını yaptı. Yeğeni adamla da görüştü, ‘’Ne yapıyorsun çılgın adam! ‘’ dedi.

Adam daha sonra dönüşte düşündü. Çılgın mı? Salak mı? Adamın teklifi ile tesise dönüldü. Karşılıklı

odalarda kalıyorlardı. Adam burada amacına ulaşacağını biliyordu. Kadının bu kısmını çok iyi biliyordu.

Nitekim kadın kitap getirme bahanesi ile adamın odasına geldi. Çekinerek öpüştüler. Kadın adamı

kapının önünden yatakların arasındaki boşluğa çekti, sıkı sıkı sarılarak öptü. Kadın yüksek ses ile ‘’Niye

çay içmeye gelmiyorsun.’’ diye seslenir gibi yaptı. Ve odasına gitti. Adam çay içmek için diğer adam ile

kadının odasına gitti. Adamın klasik parmak tutma numarasını diğer adam kaybetti. Çayları almaya

gitti. Adamla kadın ürkerek, heyecanla yine öpüşmeye başladılar. Ama diğer adam beklediklerinden

erken geldi. Adamın ve kadının telefon sohbetlerinde olduğu gibi basılmışlardı. Adam hariç kimse

renk vermedi. Diğer adam çayları getirememişti. Adam rengini ve utancını yanına alarak, ben

getiririm, dedi ve odadan çıktı. Soğuk içeceklerle geri döndü. Balkonda biraz oturdular. Akşam için

diğer kasabaya gitme kararı verdiler. Kadın, adamın cüzdanını karıştırdı. 10 yıllık karısı rahatlığıyla.

Diğer adam biraz kızdı. Kadın para alacakmış gibi yaptı ama almadı. Adam odasına gitti, arkasından

kadın da geldi. Yine sarıldılar ve öpüşmeye başladılar. Adam: –Git hadi, fark etti, dedi. Kadın; nasıl

dedi ve gitmedi. Adam umutsuzca kendini yatağa attı. Kadın çeşitli yerlerinden öpmeye başladı

adamı. En çokta göğüslerini seviyordu. Adamın göğüs uçları etkileyeci bir büyüklükte idi. Adam yine

gitmesini istedi. Kadın adamın göbeğinden öperek gitti. Adam, bir türlü uyuyamıyordu. Okumaya

başladı. Kitap da aşk kitabıydı. Rastlantıların önemini anlatıyordu. Adam da kadını bir başkasının

rastlantısı ile tanımamış mıydı? Uzun bir dönem telefonla sohbet etmişlerdi. O dönemde de bir başka

adam vardı. Şimdi de diğer adam var. İki adam da duygularını değiştirememişti adamın. Hatta

duygularını pekiştirmişti. Adam hafiften acı çekiyordu. İlk adam gitmişti, bunu hatırlamak adama

umut verdi. Diğeri de gidecek miydi? Uzun bir okuma seansının sonunda adam sıkıldı. Sahile

gittiklerini düşünerek, aramaya gitti. Yoklardı. Adam geri döndüğünde ise kapılarını çekinerek çaldı,

açılmadı. Adam yine okumaya başladı. Bu sefer şiir okuyordu. Kitaba kadının düştüğü notları çözmeye

çalıştı. Biraz mutlu oldu. 1 saat sonra acıktığını hissetti. Sabahki gözleme ile duruyordu. Zaten vakti

kıraate gelmişti. Bu sefer çekinmeden kapılarını çaldı. Kadın uykulu bir şekilde kapıyı açtı biraz sonra

da dışarı çıktı. Adam avluya çıkan mermer merdivene oturdu. Ne konuştuklarını adam daha sonra

hatırlamayacaktı birkaç şey dışında. Ben fiziksel olarak yanına nasıl yakışmıyorsam, o da beyinsel

olarak sana hiç yakışmıyor, dedi adam. Kadın yakışmıyor dimi, dedi. Kadın adama dokunmaya

çalışıyordu. Adam, gelebilir diye ikaz etti. Kadın, kendimi zor tutuyorum, dedi. Yürümeye başladılar.

Yürürken adam, kadına sevgisinin pişmanlığından bahsetti. Kadın da adama benzer şeyler söyledi.

Herhangi birinin bakışı ile aptalca şeylerdi. Veya gülünç! Avlunun öbür başındaki süs havuzuna

yaklaşırken diğer adamın geldiğini gördü, adam. Kadın oturmak istiyordu, adam istemiyordu. Diğer

adamın isteği yoktu. Olsa da kadın hiç önemsemiyordu. Adam da şaşırıyordu. Halbuki bu durumu

kadın aylar öncesinden adama anlatmıştı. Adam anlamamıştı. Şimdi de yaşayamıyordu. Salaklık mı?

Karakter mi? Akşam yemeği için yola çıktılar. Yine iki adam öne kadın arkaya oturdu. Adam, kadına

çantasında fotoğraf olduğunu söyledi. Kadın heyecanla yanlış gözleri aradı çantada. Adam, orta

gözde, dedi. Fotoğraf, kadının duygularının beynindeki izlerini silmek isterken, zorla kadını yapmaya

çalıştığı birine aitti. Bacaksızın tekiydi. Tutarsız davranışları, adamın beyninde daha olumlu kılmıştı.

Ama hala görüşüyordu. Kaçış yolunda can simidi olacaktı. Fotoğrafa, ne kadından ne de diğer

adamdan tepki gelmedi. Adam aptalca, ben tek kişiyle yetinmem senin gibi dedi. Aslında tam tersi idi.

Adam sevdiği kişiyle tek eşli bir ömür yaşayabilirdi. Yaşadığı olaylardan, özellikle eşinden boşandıktan

sonra çok daha iyi anlamıştı. Diğer adam birkaç yıl sonra eşini her fırsatta aldatacak biriydi. Adamsa

şimdi bile tek eşli yaşıyordu. Kadına duygularının olduğunu hissettiği tarihten beri kadınla cinselliği

hariç, cinsel hayatını askıya almıştı. Porno dergi ve cd ler hariç. Yolda ara sıra kadın yine öne

geliyordu. Adama her dokunuşunda adamın tüyleri diken diken oluyordu. Yol virajlı idi. Adam iki kıyı

arasında arabayla atlamayı teklif etti. Kadın heyecanla deneyelim, dedi. Adam, kadınla aynı şeyi

hissettiklerini fark etti. Benzin almak için durduklarında adam arkaya oturdu. Direksiyonu diğer adam

bıraktı, kadın da öne oturdu. Adam kadının arkasındaki koltuğa yerleşti. Yol boyu, kadınla adam

parmakları ile seviştiler. Kısa bir yolculuktan sonra diğer kasabaya geldiler. Limanda kısa bir gezinti

sonrası adamın teklifi ile lokantayı kadın seçti. Yüksekçe bir yerde açık bir lokantaydı. Lokantaya

giderken adam, gezelim, dedi. Az ilerde güzel bir manzaralı yer buldular. Çocuk bahçesi vardı, adam

salıncak da var, dedi. Kadının şehrini ilk tanıştıkları günü hatırlamıştı. Adam kopmuş salıncakları

onarmayı bile düşündü. Kadını mutlu etmek istiyordu. Lokantaya oturdular. Adam kendi içkisi rakıyı

istedi, diğer adam bira . Ne de olsa gençti. Kadın bir şey istemedi. İçkiler gelince kadın rakıdan

içeceğini söyledi. Adam mutlulukla güldü. Kadın rakı içmeyi bilmezdi ki. O gece öğrenmeye başlamıştı.

Adam bundan emin oldu. Kadın ben gül istiyorum, dedi. Diğer adam ise aldırış etmedi. Adam diğer

adama, eşine gül alabilir miyim, diyerek masadan kalktı. Çevre çiçek doluydu fakat gül yoktu. Adam

kasabanın içine doğru yürüdü. Yarım saat sonra iki adet gülle döndü. Tam istediği gibi iki gül almıştı.

Biri kadın için diğeri kendi içindi. Ama uygulamayı öyle yapmadı. Kadın adamın gelişini yukarıdan

görünce, vücudun her santimetrekaresinde mutluluk fışkıran bir ifadeyle adamı lokantanın

merdivenlerinde karşıladı. Adam o an için dünyanın en mutlu insanı idi. Şaşırmıştı. Aslında kadının

incecik belini kavrayıp kendi koca gövdesinin etrafında “ya ba da ba du” diyerek dönmesi gerekirdi.

Yapmadı salak. Kadın ellerini uzattı, adam güller senin değil eşinin dedi. 15 dakika öyle bozuk oturdu

masada. Adam gülleri, balayı hediyesi olarak eşine vermesini söyledi diğer adama. Kadın kabul

etmedi. Tesadüf biraz sonra gül satıcısı geldi. Eşinden gül satın almasını istedi. Kadın gülü kokladı, bu

kokmuyor dedi. Eşi diğer gülleri yine uzattı; fakat kadın almadı. Adam almıyorsa at gitsin diyerek

gülleri aşağıya itti. Sohbet edemiyorlardı. Diğer adam Ahmet Kaya’dan bir şarkı okudu. Kadın adamın

şiir okumasını istedi, adam okumadı. Bir konuşma arasında ismi ile ‘’ Hemide çok …’’ dedi. Bu söz

kadınla adamın sevgi sözcüğü idi. Adam ani bir hareket ile kadına baktı, başını öne eğdi. Adam

‘’Hemidenin’’ şarkısını söylemek istedi ama söylemedi. Kadın rakıyı iyi içiyordu. Adam hem sarhoş

olmasını istiyordu hem de istemiyordu. Aslında adam kadının neden içtiğini sonradan anlayacaktı.

Gecenin sonunu kadın biliyordu ama adam bilmiyordu. Rakı yetmemişti. Adam bir duble daha rakı

istemişti. Kadın yine rakıya ortak oldu. Adam kendi rakısı bitince onu alabilir miyim diyerek geri aldı.

Adam bardağın dibinde çok az rakı bırakarak, rakı bitmeden kalkılamayacağını söyledi. Az rakının da

hiç bitmeyeceğini belirtti. Kadın her zamanki çocuksu ve şımarık haliyle ‘’İçti ve bitti. ‘’ dedi. Bu halleri

adamın çok hoşuna gidiyordu. Lokantadan kalkmaya karar verdiler. Kadın tuvalete gitti. İki adam

kadın gidince başka masaya oturdular, ayakta beklemek anlamsızdı. Hiç konuşmadılar. Kadın tuvalet

çıkışı eski masaya gitti ama adamları görememişti. Masadan eşinin aldığı gülü aldı, korkuluğa

dayanarak diğer güllerin düştüğü yere baktı. Denize karşı derin bir nefes çekti. Adamın gece yarısı

yaşayacağı acıyı çekiyordu sanki. Limanda kısa bir yürüyüş yaptılar. Kadın yine ortalığı

neşelendiriyordu. Eşinin elini gün boyu tutmamıştı, yine tutmuyordu. 3 ayrı insan gibi yürüyorlardı.

Kadın her zamanki pratik zekasıyla adamın elini tutmasını söyledi. Kendi de adamın diğer elini tuttu.

Üçü el ele tutuşmuşlardı. Adam kadının elinde yüreğinin tüm sıcaklığını duydu ama çabucak bıraktı.

Kadın bırakmak istememişti. Karşıdaki bara doğru yürüdü adam. Kadının seçtiği masaya oturdular.

Türk kahvesi yoktu. Kadın ve eşi nescafe istediler. Adam konyaklı nescafe istedi. Kadın adamın

içeceğine şeker atınca, adam bir konyaklı kahve daha istedi. Barda yüksek sesle müzik çalıyordu

aslında barla disko arası bir yerdi. Kadın adama ‘’Dans edelim, bana borcun var.’’ dedi. Adam İki gün

önceki düğünde kadına, Samanyolu ile dans etme sözü vermişti. Ama adam düğüne gitmemişti. Adam

müziği kontrol eden dj den slow bir parça istedi. Parça başlayınca adam, kadını dansa kaldırdı. Adam

kadını resmi tutuyordu. Kadın, adamın boynuna sarılarak dans etmek istedi fakat adam müsaade

etmedi. Yine salaklık etmişti. Kadın sonra eşiyle dans etti. Kadın eşini özellikle adamın göremeyeceği

sütunun arkasına çekti. Kahve adamı kesmemişti. Kadın adamın yanında oturuyordu, eşi ise karşıda

oturuyordu. Kadın elini adamın dizine koydu ve hafiften okşadı. Adam sarhoş olamıyordu. Beyni acı

çekmesini istiyordu sanki. Sek bir konyak istedi. Gelen konyağı önce kendi kokladı, sonra diğer adama

koklattı. Bir yudum aldı ve tuvalete gitti. Dönüşte ikisinin tartıştıklarını gördü. Kadehini alarak

görünemeyen başka bir masaya oturdu. Bir müddet ne konuştuklarını düşündü, tahmin edemedi.

İkisinin dünyası onun da dünyası olamazdı. Bu yüzden de tahmin edemedi. İkisi ayrı dünyanın

insanlarıydı. Niye bir araya gelmişler?

Adam ve çevresi bu soruya cevap bulamamışlardı.

Kadının adamın dergisinden okuduğu şiir tam ikisi içindi.

Aziz Nesin yazmıştı

Hangi gezegenden düştün beynime,

Bir bakarsın dilin var ama değil.

Hangi gezegenden indin gözüme,

Güzel mi güzel ama değil.

Hangi gezegenden geldin gönlüme,

Seviyorsun sevmesine ama değil.

Sen benim göklerimin kuşu değilsin.

Değilsin benim toprağımın çiçeği.

Sularımın balığı değilsin.

Zamanla birlikte ısırdığımız elma değil.

Diş izlerimiz kalmamış anılarda…

Bir rüyaymış ama değil.

Dönüşte adam yine arka koltukta idi. İkisi önde. Kadın da adam da sevişmek istiyorlardı. Kadın kapı

tarafına yanaştı. Adam arkadan kapı ve koltuk arasından Kadının t-shırtını sıyırarak parmaklarının ucu

ile tenini okşamaya başladı. Kesmemişti. Memesini okşamak istedi. Kolu yetişmedi.

Adam birden geceyi hatırladı. Sanki kafasına tuğla düşmüştü. Arabadan inmek istedi. Kadın itiraz etti.

Bu kısım adamın hiç düşünmediği kısımdı. Kendini koltuğa bıraktı ağlamaya başladı. Çok sessiz

ağlıyordu. İkisi de anlamamıştı. Kadın ellerini kafasının üzerine koydu. Adam parmaklarını tutarak

gözyaşlarına değdirdi. Orhan Veli’yi hatırladı.

Yine arabadan inmek istedi. Kadın da yine itiraz etti. Kadın uykum geldi, dedi. Adam yana kayarak

koltuğu yatırmasını istedi.

Kadın koltuğu yatırınca, adamın önce dizini sonra bacağını sonra da karameli okşadı. Ve bir müddet

sevdi. İsimlerini kadın koymuştu ilk tanıştıklarında.

Tesisin kapısında adam yine inmek istedi. Odalarının önüne gelince adam sanki sabah olacakları

biliyor gibi ikisini de yanaklarından öperek sahile doğru yürüdü.

Onları odaya girerken göremezdi. Kaçmıştı… Deniz kenarında dalgaların dibine oturdu. Ne kadar

zavallı idi.

Aylarca emek verdiği sevgisini onun yansıması sevgilisini aylarca hazırlamış. Bu yetmiyormuş gibi,

bütün gün sevgiyle hazırlamış, rakı içirmiş altın tepside diğer adama sunmuştu

PEZEVENK

Aslında toplumsal olarak düşünülürse, pezevenk diğer adamdı.

Ama adam toplumun kurallarını hep eleştirmiş takmamaya çalışmıştı. Boşandığı eşiyle de bu şekilde

evlenmişti. Şimdi niye üzülüyordu. Zavallığını, acizliğini dalgalara anlatmaya çalıştı. İçinden bağıra

bağıra…

Çok korumasızdı. Bir hayvan, bir çocuk bile içgüdüleri ile kendini korurdu. Adam yapamıyordu. Gidip

kapıyı vurup sevgisini alamıyordu. Kadının gelip kendisine yardım etmesini alıp odasına götürmesini

istiyordu. Diğer adamla da gelse razıydı. Yeter ki gelsin.

GELMEDİ…

Adamın göz kapakları düşüncelerinin ağırlığına dayanmıyordu. Kalkması gerektiğini biliyordu. Ama

nasıl?

Daha önce ki yaşamında bu tür oturmalarında nasıl kalktı ise öyle kalktı.

Diğer odaya bakmamaya çalışarak, ama bakarak odasına girdi. Kapıyı kilitlemedi. Gece aniden uyandı.

Sanki çok uyumuştu. Cep telefonunun saatine baktı: 02.38, demek ki 45 dakika sızmıştı.

Hemen yola çıkıp gitmeyi düşündü. Bir defa daha kadını öpmek istiyordu. Sırf bu nedenle yatmaya

düşünmeye devam etti. Kesik kesik uykularla sabah altıyı zor yaptı. Belki kadın gelir umuduyla

dişlerini fırçaladı. Bir saat uyanık yattı. ARTIK MANTIĞI DEVRE DIŞI KALMIŞTI. Duyguları ile

davranıyordu. Şortunu giydi. Plaja gitti. Plaja bakan iki genç yatıyorlardı. Birkaç kulaç attı. BACAĞINA

KRAMP GİRDİ. Yüzmek istiyordu olmadı. Çıktı. Bacağına masaj yaptı, geçmedi. Biraz yürüdü.

Gençlerden biri kalkmıştı. Bir su ve kahve istedi. Yine kramp ile uğraştı. Varislerini inceledi. Kendine

kızdı doktora gitmediği için…

Kramp geçmişti tekrar denize girdi. Başını suya soktu. Belki ayılırım, temizlenirim diye… 8.09 geri

döndü duş aldı. Çıplak olarak yattı. Kadını bekliyordu. Kitabı bitirdi. Şiir okudu. Kadının kitap

üzerindeki notlarını yine okudu. Sıkılmıştı birileri ile konuşmak rahatlamak istiyordu. Olmadı…

Saat 10.37 de aniden eşyalarını topladı. Şortunu giydi. Arabayı düzenledi. Arabadan akşamki gülü aldı.

Bir büyük kağıda “Hoşça kalın!” ve adını yazdı. Kapılarına bıraktı. Kaçarcasına yola çıktı.

Bunun kaçarcasına değil kaçış olduğunu daha sonra rastlantılar anlattı adama…

Yolda yeğenini aradı. Kadını ve diğer adamı tartıştılar. Ama kendisini tartışmadı. Yeğeni toplumun

değerlerine bağlı olduğundan, ADAMA ŞAŞIRMIŞTI. Oysa adam hep kadını anlamaya çalışıyordu. Ve

çalışmıştı. BAŞTAN BERİ.

Yeğeni ile gündüz yaşadığı mutlu anları paylaştı. Yol olağan üstü güzeldi. Denizin görüntüsü harika idi.

Adam bunları çok az görüyordu. Duygusallığının içinde boğulup kalmıştı.

İlk kasaba merak ettiği yerlerdendi. Durdu. Biraz gezdi. Fotoğraf çekti. Bacaksızı anımsadı. Kaçışındaki

tek desteği… Bacaksızı ilk nerede aramıştı. Hatırlamıyordu. Bir yerde aramıştı.

15 dakika sonra yoluna devam etti. Diğer kasabada adam hayatta olduğu gibi yolunu kaybetti. Küçük

bir dolaşmadan sonra yolunu buldu. Sabahki kahve ile duruyordu. Merak ettiği büyük kasabalardan

diğerine geldi. Küçük bir şehir turu attı. Kalmaya karar verdiği yerde, bir sahil gezisi yaptı. Uzaktan

üstsüzleri seyretti. Bir lokantada öğle rakısını içti. Günün ilk yemeğinde bacaksızı aradı. Şehrini aradı.

Yeğenini aradı. Utancını herkese anlatıyordu. Gelirken de dağlara taşlara denize anlatmıştı. Belki

azalır diyordu. Ama azalmıyordu.

Küçük bir otele yerleşti. Yorgundu. Ama uyuyamıyordu. Bacaksızı aradı. Şehrinden hiç ummadığı biri

aradı. Paran var mı, diye soruyordu. Duygulanmıştı. Ama o, gün boyu kadının aramasını bekledi.

Aramamıştı. Beklediği telefon akşam yedide geldi. Kadının sesi hem kızdırmış hem

heyecanlandırmıştı. Neredesin, diyordu. Kartının biteceğini belirtti. Israrla kaldığı yeri soruyordu.

Neden sorduğunu adam ertesi günü anladı.

Adam bir müddet daha okuduktan sonra uyumuştu. Akşam 10.00 da uyandı. Duş alarak dışarı çıktı.

Yemek yemedi. Sahilde dolaştı. Barın birinden cin tonik alarak sahile dalgalara gitti. Çok hoş dalga

sesi vardı. Gökyüzü bir harika idi. Karşıda bir tatil köyünün ışıkları görünüyordu. Ama adam bunlarla

ilgilenmiyordu. Yine telefon bekliyordu.

Bacaksız aradı. Manzarayı anlattı kızdırdı. Sonra, erkek yeğenini aradı ona manzarayı anlatmadı. İkisi

aynı kafada değillerdi. O akşam da değildi. Yaşamda da değildi. Adam bunu birkaç ay önce anlamıştı.

Her zamanki gibi düşündü. Duygusallığın içinden çıkamıyordu. Halbuki çok kolaydı. Zamana bırakacak

önüne çıkanı yaşayacaktı. Zamanla taşlar yerine oturacaktı. Ama insanlar bunu yapmıyor bir şeylere

zorla şekil vermeye çalışıyordu.

Hayat bunu zaten yaptırıyordu. Zorlama niye? Adam şimdi bunu anlayamazdı. ANLASA DA

UYGULAYAMAZDI. Karakteri bir şeyler yapmasını emrediyordu. Sonuçta binlerce defa yaptığı gibi,

gidip yattı.

Sabah 05.55 uyandı. Hemen toparlanıp yola çıktı. Yine yollara düşmüştü. Yolun planlamasını yolda

yaptı. Yine merak ettiği kasabaların birinde tepede köylü bir kadının yaptığı gözlemeleri yedi. Fotoğraf

çekti. Bir köpekle oynaştı. Yerde oturan inşaat işçisi ile sohbet etti. İşçi yörenin güzelliğini anlattı.

Aşağıda bir evin kendi şehrinden bir adama ait olduğunu, 55 yaşında bekar olduğunu söyledi. Adam

kendi 55 yaşını düşündü.

Yine yola çıktı. Kasaba çıkışı aracına bir işçi aldı. İşçinin bazı sorunları adamın meslek sorunları idi.

İşçiye olumsuz yanıt verdi. Bu ülkede hakkını arayamayacağını belirtti. İşçi inince az ilerden iki kişi

daha aldı. Onlar tarım işçisi idi. İş aramaya öbür kasabaya gidiyorlardı. İki işçiyi alınca bu işin iyi

geldiğini anladı. Düşünceleri dağılıyordu. Sürat yaparak uzun bir yol kat ettiler. Kasabanın girişinde

işçileri bıraktı.

Karşı tepe evliliğini hatırlattı. Tatilde günü birliğine bu kasabaya gelmişlerdi. Tepenin manzarası

harika idi. Yine harika gelecek miydi adama?

Göz ucuyla baktı manzaraya, durmadı devam etti. Yolda hız kontrolünün birini fark etmiş, ceza

yememişti. İkincisini geç fark etmiş, ceza yemişti. Öğle olmak üzereydi ve çay kahve içmek istiyor, bir

yer beğenemiyordu. Kendini suçlama düşünceleri hala devam ediyordu.

Büyük şehre yaklaşırken otoban gördü. Oraya girdi. Telefonun kulaklığını taktı. Aracın gidebildiği en

yüksek hızla gidiyordu. Telefon çaldı. Kadındı. Nerdesin biz geliyoruz. Kadın tam bir çılgındı. Peşinden

geliyordu. Kadın, gittiği için kızdığını söylüyordu. Kocası ile arasını sordu. Daha iyi olduğunu söyledi. O

senden akıllı, dedi kadın. Adam kızdı. Anlamsızca savunu yaptı.

O senin vücudunu alır, beynini anlayamaz alamaz, dedi. Devam etti. İstiyorsa daha iyisini 50-100

dolara alır, dedi adam. Kadın bozuldu.

Tamam dedi. Kapatmak istedi. Adam, dur nereye gidiyorsun dedi. Kadın otobüs geldi dedi.

Telefon kapanınca adam yine kayboldu. Bu kadın tam bir deli, dedi. Aslında farkında değildi. Bu yanını

seviyordu. Toplumdan aldığı ahlaksal değerler bunları yaşamasını engelliyordu. Ama, düşüncelerinde

toplumu hep reddediyordu. Sadece düşüncelerinde…

Kadın eşini nasıl ikna etmişti gelmeye? Sözle mi? Cinsellikle mi?

Kadın kitaplardan, filmlerden öğrendiği cinselliği çok iyi uyguluyordu. Kendisi de bunu ona aylarca

öğretmişti. Hem sözle hem uygulamalı. Adam bunları düşününce kıskançlık hissetti. Kızdı. Bu

konuşma için kadından daha sonra özür dileyecekti.

Büyük şehri geçti. Öğle üzeri rakısını içeceği kasabaya yaklaşmıştı. Kasaba yolunda iki genç aldı.

Turizm okulu stajyer öğrencileri çalışmaya gidiyorlardı. Yine fikirlerini anlattı. Aile kötüdür. Villa, yazlık

kavramı çevre felaketidir. Kapitalizm doğanın düşmanıdır gibi. Çocuklar afallamıştı. Çocuklar

korktuklarından tesislerine çay içmeye bile davet edemediler.

Rakısını içeceği yere geldi. Biraz dolaştı. Bacaksıza hediye aradı bulamadı. Limanda rüzgar vardı. Yine

de açık havaya oturdu. İki meze ve rakı söyledi. Bacaksızı aradı. Ben nasıl biriyim? Dedi…

Bacaksız önce cevap vermek istemedi. Fikirlerini saklama huyu olduğunu biliyordu. Güvensizlik mi?

Kadınlık içgüdüsü mü? Bunu bilmiyordu. Yine de ısrar etti.

Sen, yanında huzur bulunan, güven duyulan,hiçbir şeyden korkulmayan dünyaya kafa tutma hissi

veren birisin dedi.

Ben oyle olmak istemiyorum. Dünyaya kafa tutmak istemiyorum. Mutlu olmak istiyorum dedi adam.

Benzer konuşmayı Başka bir kadınla da yapmıştı. Onu hatırladı. O kadını da özlemişti.

Rakıyı içerken gözleri yaşla doldu. Engellemedi. Döküldüler. Bu dökülmeler, yolculuğun bundan

sonraki bölümünde çok sık oldu.

Biraz sonra bacaksız “Seni anlatan bir şiir buldum.” diyerek yine aradı.

Sen uçsuz bucaksız çöllerde kum tanesi gibisin.

Sen engin denizlerde ender bulunan balık gibisin.

Sen hem ısıtır hem üşütürsün,

Sen hem ağlatır hem güldürürsün.

Sen hem hastalık hem sağlık gibisin,,,

Çok hoşuna gitmişti. Adamın birkaç dakika sonra bacaksızı arayıp şiiri yine okumasını istedi..

Rakı bitince yine yollara düştü. Yolun bu kısmı, bildik kısımlardı. Defalarca gelmişti. Şehrine

yaklaşıyordu. Ama yol hala uzundu. 6 belki 7 saat daha yolu vardı.

Evini, son aylarda tapınağı olan evini özlemişti.

Adam, yolculuk ilerledikçe, bir şey fark etti. Fikirlerindeki değişimi sanki insan karakteri üzerine bir

film seyrediyordu. Kadına karşı kızgınlığı geçiyordu. Bir gün mesela 20 yıl sonra sevgisi de geçecek

miydi? İlki geçmemişti…

İçindeki sevgi tekrar dışarı çıkıyordu. Bunu anlayınca telefonu kapattı. Yine hız yaparak gemiye geldi.

Hızı, biraz da gemiye yetişmek için yapıyordu. Gemide telefonu şarja taktı. Kendi yakasına geçiyordu.

Müthiş yağmur yağıyordu.

Vapurdan çıktı benzin aldı. Kartla öderken sıkıntı çıktı. Arabaya geç döndü. Telefonda çağrı vardı.

Bacaksız aramıştı. Aradı, telefon zor çekiyordu. Güçlükle konuştu. Akabinde yine telefon çaldı.

Tanımadığı bir numara arıyordu. Ses, kadının sesi idi. Sevindi. Düşünceleri saatler geçtikçe olumluya

dönüyordu. ADAMA GÖRE…

Keşke on dakika önce arasaydı telefon rahat çekiyordu. Neredesin, dedi. EVİME DÖNÜYORUM. 3

SAAT YOLUM KALDI, seni de çok seviyorum, dedi. Kadın, ben de dedi mi? Adam bilemiyordu.

Sevinmişti.

Yolculuğun bu kısmı adama göre tam bir arınıştı.

Üç saat sonra evden arar ümidi ile çok süratli araba kullanmaya başladı. Hem mutluydu. Hem

mutsuzdu. Sevgisini yeniden yakalamıştı. Mutluydu. Çözüm bulamıyordu. Mutsuzdu.

Hava kararmaya başlamıştı, önünü zar zor görüyordu. Ama hız kesmiyordu. Hatalı sollama yapıyordu.

Ne yazık ki, karşı taraftakiler yapmıyordu. Kimse adamın çözümüne yardımcı olmuyordu.

Diğer çözüm üzerine düşünmeye başladı. Birlikte toplumsal sorunları aşabilirlerdi belki… Kadın evlilik

teklifinde “On yıl sonrayı düşünme, yaşayacak mıyız?” demişti. Aileme kabul ettiririm, demişti.

Adam, artık bunları sorun etmemeye çalıştı. Hava tam kararmıştı. Hızını hiç kesmiyordu. Her aracı

solluyordu. Belli bir yerde kilometreyi sıfırlamış, km hesabı yapıyordu.

Tapınağa bir ulaşsa sanki sorunları bitecekti. Kadınla diğer adamı düşündü. Gündelik yaşamın içinde

birbirlerine uyuyorlar diye.

Çok uyumaları, açık olmamaları, yalan söylemeleri, küçük çıkarları, tembellikleri ile günlük hayatın

ikiyüzlülüğünü ve çirkinliklerini götürebilirlerdi.

Yoksa kadın bunu görmüş. Sevdiğini söylediği adamı, dostu yapmayı gizli gizli bu güzellikleri yaşamayı

mı istiyordu?

Adam buna hazır mıydı?

Tapınağına yaklaştığı sıra şehirden aradılar. Bir daha aradılar. Sinirlenmişti adam. Yarın işteyim, dedi

ve telefonu kapattı.

Adam diğer çözümü uygulamaya koymakta kararlı idi. EVLİ BİR KADINA evlilik teklif eden ilk insan o

olmayacaktı. Son insan da o olmayacaktı. Acaba kabul eder mi diye düşündü.

Adam yüksek sesle “Benimle evlenir misin?” dedi.

Tapınağın kapısını kapattı.

YAZAR

İstanbul/ Avcılar 13 Haziran 1999 08.30

Yolculuk burada bitti.

YAZAR

Kars/Digor 8 Mart 2017 22.10