Sayın Erol Laleli,

Bu mektubu yazmak için çok bekledim. Evine haciz geldiği o kötü günlerde ben bu günlerini aynen böyle görebiliyordum. Çünki o durumun daha kötüsünü yaşamıştım ve kalkmıştım. Ama sana ve diğerlerine bu durumu bir türlü anlatamamıştım. BU mektup bunu anlatma mücadelemdir. Benim için insanlık mücadelesidir.

İnsan ölmeden fiilen hayat bitmez. Bu nedenle de yarının ne getireceği belli olmadığından yaşam nefes alıp verme devam eder. Bu nefes alıp verme ilkelliktir. Bunun üstüne insan bir şeyler koymalıdır. Bu koyacağı her bir şeyin adına insanlık deniyor. Çok ağır ağır da bir şeyler koyuyoruz.

Bizim Sakallı üstat der ki; “İnsan şartların ürünüdür” yani biz vahşi kapitalizmin ürünleriyiz. Doğada ki sınıflamada da hayvanlar gurubuna dahiliz. Bunu anlayınca  Niethzce  Üstün insan formülünü geliştirmiş. Ve de ”İnsan aşılması gereken şeydir” demiştir. Sakallı üstat da, “ İnsan doğduğu anda hayvan olduğunu idrak etmeli, bir ömür boyu hayvanlıktan kurtulmak için mücadele etmeli” demiş. Bir şey anlamadın değil mi? Zaten insanlığın sorunu da bu okuduğunu anlamamak yarım yamalak anladığını da içselleştirememek. Yani hayatına adapte edememek. Bunu itiraf edeceğine çıkarları için hep yalan söyler. Çetin Altan’ın “yalan ihtiyaçtan söylenir bu nedenle yalana ihtiyaç duyulmayacak bir hayat kurun” demesine rağmen yine de o hayatı kurma yönüne gitmez kolayı seçer. Öbürü zordur.

Sayın Erol Laleli çok ortaklıklar yaptım. Sayısını unuttum Bir senle bir de Oktay la görüşmüyorum.  Sen bir ortaklık yaptın.  Enişte Nakışı da ortağın gibi görürsek, üçü ile de görüşmyorsun. Üçü de kötü sen iyisin. Bir yanlışlık yok mu? Özeleştri empati falan yok mu? Epik Tetos’un dört mısranı göndermiştin. Oradaki ilk iki mısra hiç mi etkilemedi seni sadece son iki mısra mı etkiledi.

Emeği falan bir yere bırakırsak, Bu dünya emeğe saygı duymaz. Sen  ellialtıbinlira koydun Ben bunu yüzbine çıkarıyorum. Ben senin beşbinlira fazla yazmışım dediğin senin istemeden verdiğin senetlere dayanarak ikiyüzbinlira koymuşum. Bu rakam benim için önemli değil. Davranış biçimin önemli. Ben sana o paraları verirken tüm çevrem senin kötü güvenilmez biri olduğunu söyledi. Ölmüş anam da dahil. (hadi bir küfret anama sen seversin) Şimdi onlar haklı çıktı. Ben onlarla yaşıyorum. Hala soruyorlar alaycı bir şekilde Erol Davsı ne oldu diye? Biri karı parası ile geçinen biri alay ederek sen hak ettin diyor. Bana da o kadar ver o güzel lafları bende sana söylerim. Yalarım bile diyor.

Yıldırım Altınörs’le bir yazışman da Tanıyamadım demişsin. İnsan o kadar kolay değişen nesne değildir. Anneannemin dediği gibi,”Yedisinde ne ise yetmişinde de odur” Üstadın dediği gibi seni oluşturan şartlar değişti öyle oldu. O yazışmada şerefsiz de demişsin. Başka yerlerde daha kötü küfürler ediyormuşsun. Sahi Şerefi sen mi dağıtıyorsun? Seninkine merdivenle mi çıkılıyor?

Bense Seni hala seviyorum. O sevgi o duygusallık buna salaklıkta diyebilirsin olmasa o paralar bir çulsuza neden verilir. Sana olan sevgimi daha da geliştirdim. Tüm canlıları ayrımsız seviyorum. O zamandan beri kendimi geliştiriyorum. Kapitalizmin ticari pisliğine bulaşmıyorum. Sense o çok kolay doyacak mideni değil, doymayan kapitalist isteklerin için, o kadar okuduğun kitaba seyrettiğin filme ve tiyatroya rağmen o rezil ilişkileri sürdürüyorsun. Tabii ki bunu doğruluğuna kendini inandıran bahaneler bularak “Bahane kıla benzer herkeste bulunur” Nerden mi biliyorum? Kendi geçmişimden…

Sahi beni tanımamışsın ya, Hadi tanışalım. Bana işyerimde haftada en az iki defa uğrayıp methiyeler düzen senle görüşünce konuşunca rahatlıyorum diyen Erol, ilk etap ta Altmışbinlira alan sonra  kırk bin daha alan  karşılığında benim yönetmediğim şirketin ortaklığını öneren Erol Ve Harun farklı insanlar mı?

Tüm başarısı tek bir müşteriye bağlı olan Erol Laleli o müşteri devreden çıkınca ağır ağır batan Şirket.Bu Batış süreci senin için tam bir felaket. Kredi arıyorsun. Getirip Avro verip avro aldığım daha doğrusu alamadığım paraya faizi ile para verdi diyorsun. Mecidiye köye götürüp kırdırdığın çeklere gitme vakit kaybetme diye benim daha fazla para verip aldığım çeklere şirketinin çeklerini kıran adam diyen, Hakkaten bu yalanları söylerken hiç mi utanmıyorsun? Oktay da aynı nı yaptı. Ha o çeklerden ,yirmidörtbinliralık ve altı aylık çeki hiç faiz almadan parasını verdiğim de gülüşünü sevincini ve dediklerini hatırlıyor musun? İşin ironik yönü aileler bu yalanlara inanmaya hazır. Hemen de inanıyorlar. Geçmişi  unutup çocuklarına sarılıyorlar. Aynı benim Arap, Fatoş ve Panter kızlarım gibi..

Avro olarak verdiğim Daha doğrusu Eşimin parasını vermiştim. Sen eşimi sevmediğinden biraz çekinmiştin. Alırken ama çok ihtiyacın vardı. Sevinerek aldın. Her “normal” insan da alırdı. Hiç itiraz etmedin . Ödeyemeyince Katibe hanımın aklı ile ben senden para mı istedim diye yan cizdin. O ödeme sürecinde ben sormadan üç defa vade verdin. Üçünde de ödeyemedin. Ödememen önemli değil. Vade geldiği günlerde beni arayıp” ödeyemeyeceğim ne yapacağız da demedin. Sahi neden demedin?

O aracıları gönderdiğim de hala arayı bulmayı çalışıyordum. Neden kafa tuttuğunu anlamadım. O senetler olmasa hakkaten kapının önüne koyacak mıydın? Ben ce kesin koyardın.  Hala benim salak insanlarım vicdan empati özeleştri, merhamet özür dileme gibi kavramlarla insan yapmaya çalışıyorlar.

Sayın Erol Laleli Şirketten seni kanun yoluyla attıktan sonra çok met ederek gittiğin Enişte Nakışta ki adamla da bir bucuk yıl sonra kapıştın. İcraların olduğu için sigortasız çalışacağım dedin. Eşin sigortalı sen sigortasız çalıştın. Bir bucuk yıl sonra adam sende bir beceri olmadığını anlayıp işten atınca, şantaş yaptın. Sigorta paralarını istedin. Sahi aldın mı? Hiç utanmadın mı? Onun gözünden olaya bakamadın mı? Empati deniyor. Adam seni işe alırken bir beklentisi vardı . onu bulamayınca bu ilişkiye son verdi. Buna kapitalizm deniyor.

Şair diyor ya” Bu memlekette rezil bile olamıyorsun” Ben sana göre çok temiz olan geçmişimle sabahlara kadar hesaplaşıyorum.  Küçüçük bir hatamı haksızlığımı hazmedemiyorum. Bu nasıl dışa dönüklük. Bu nasıl kepazelik ki tüm iletişim kanallarını kapatmışsın. Dedim ya ölmediğin sürece yaşam bitmiyor seni buluyor.

Şimdi bu yapınla bu mazeretlerinle çocuk yetiştireceksin. Hem de K-PAX filmini seyretmene rağmen. Hem de gururla, Sana bir teselli vereyim. Şimdilik Dünyanın yüzde doksanı senin gibi. Aynı yüzde doksan sohbet ederken neden dünya böyle diye soruyorlar. Siyasileri eleştriyorlar. Hawkins bunun böyle gitmeyeceğini söylüyor ama yine anlamıyorsunuz. Benim bu mektubumla mı anlayacaksın? Bir küfür daha edip çöpe atacaksın.

Ha bu arada Yeni müdürlerinle de Cocacola da olduğu gibi şirket çıkarlarını kendin ve eşin için kullanıyor musun? Müdürünle çıkarını bölüşerek. CV de enişte nakış ve Feyza var mı? Berun var. Tarihler doğru mu?

Dostoyevski der ki; “Keşkesi olmayan insan yoktur. Ya yaptıklarından ya da yapmadıklarından keşkesi vardır” Benim keşkem o avukatlık bürosunda seni ve kendimi vurmamamdı. Çok basit bir keşke olduğunu anladım ve aştım.  Bunun için mücadele verdim. Daha büyük keşkelerim var. Senin anlamayacağın.

Fotoğrafçılık yapıyormuşsun. Hala bana parasını zorla ödettiğin makinayı mı kullanıyorsun? Vatan bilgisayar da yaptığını yeni şirketinde neden yapmıyorsun /yapamıyorsun.

Ev alınca haber ver hacze gelecekler Senedini sattım.  Hadi bir küfret Yakışır..

Nisan/2018