Sondan başlıyorum, niye derseniz başını hatırlamıyorum. İnsan niye hatırlamaz? Çünkü eskide kalmıştır, en altta. Bir sandığın en dibindeki eşya gibi, yani o eşya hiç göze gelmediği için, hiç dile veya ele değmediği için unutulur. Demek başını unutmuşum. O mutlu anların üzerine önce birer birer sonra deste deste yalan, ihanet, aldatma, bencillik koymuşum. Aslında çocuk bu koyuşa büyüme diyebilir miyiz? Deriz. Ama kızmayalım bu acılara olur mu? Kızmayalım. Çünkü her keşke tecrübelere ihanettir. Önce sandığımızı korumak istedik, koynumuzda sakladık, hırçınlaştık o kaygıları o endişeler ile doldurmamak için. Bilincimizin en dibine, en derinine saklamaya çalıştık ama anladık ki çocuk, hayat denen bu olayda kaçtıklarımız hayatın gerçekleriymiş ve bu söyleyeceklerim ilk defa söylenecekler değildir lakin birilerinin hatırlatması lazım yada hatırlatmak değil çocuk. Yalan söyleme. Delirmemek için yazmak gerek yada delirsek mi? Peki nasıl delirilir bilmiyoruz ki. Eczaneden alınan ilacın prospektüsü gibi tanımı, tarifi, uygulanışı, yan etkileri yazmıyor ki bir yerde. Heee bir deliye sorsak yazar bey, soralım ama deli bilmez ki deliliğini yahut nasıl delirdiğini. Peki ne yapacağız yazar bey? Bilmiyorum. Bilmemek kötü çocuk bilmemek kötü. Ama hani bilmek kötüydü, evet oda kötü. Peki iyi bir şey yok mu? Var tabi olmaz mı. Eğer iyi bir şeyler olmasaydı nasıl iyi bir şeyleri konuşuyor olurduk öyle değil mi çocuk? Öyle mi yazar bey. Tabi ki öyle beni salak yerine mi koyuyorsun? Estağfurullah kelime oyunu yapıyorum. Yapma. Kötü şeyler var ki iyiliğin eksikliğini yaşıyoruz. Peki nasıl bulacağız? Bulmak için aramak gerek, iyilik aranmaz, iyilik kulak verilerek duyulur. Bir şeyi bilmiyorsun çocuk. Neyi? İyilik, kötü kavramı yok. Nasıl yok? Evet yok. İnsan acı çekeceği şeyleri yapmaktan kaçınırsa iyi kötü kavramı olmaz çünkü insanın olguları aynıdır sadece reaksiyonları farklıdır. Neyse çocuk kafamı karıştırdın ne diyordum ben? Kafa mı karıştırdım yazar bey? Benim o kafayı karıştırmam için önce kendimi toparlamam gerek. Ukalalık yapma çocuk nerede kaldım diye sordum. Deli diyorduk yazar bey, hayır delirmeden önce ne yapıyorduk? Bir şey yapamıyorduk yazar bey, yapamadığımız için deliriyorduk. Tamam çocuk yapmak isteyipte yapamadıklarımızdan dolayı bu konuyu açmadan önce neyi yapamıyorduk? Kafam karıştı yazar bey, neyi yapamıyorduk, neyi yapamadığımız için ne yapıyordukta sonra o yapmak istediğimizi nasıl yapacağımızı bilemediğimizden dolayı bu yazıyı? Tamam sen sus hatırladım acı diyorduk çocuk acı. Duyuyor musun? Yalnızlığın sesini, adımlarını duyuyor musun? Efendimiz geliyor çocuk, o işte o şaşalı, o mağrur, o güçlü, o erdemli, o kimseye boyun eğmeyen yalnızlığı duyuyor musun? Aman yazar bey sakın, sakın onun peşinden gitmeyin, o acıdan, o göz yaşından, o, o, o mutsuzluktan nem alır ondan kuvvetlenir. Ne olmuş yani? Ne olmuş? Acıda yok mu hayatta çocuk? Acıda hissettiğimize göre gerçek değil mi? Gerçekten kaçılır mı? Kaçılırsa hata, ayıp olmaz mı? Boş ver çay var mı? Ne çayı yazar bey? Sende kaç çeşit var? Neyden? Neyden bahsediyorduk? Çaydan. O zaman kaç çeşit diye sorduğum soru bahsi geçen konunun kendisine sorulan sorunun muhatabı olmuyor mu? Yazarcığım ben anlamıyorum seni. Türkçe konuşuyorum yada yazıyorum niye anlamıyorsun çocuk niye, niye ulan niye? Biliyor musun bir kadın sevdim. Evet. Boş ver ya, sevdiğim yerde kalsın. Ama merak ettim yazar bey. Etme. Peki etmem. Kızma. Peki kızmam. Yada, yada boş ver. Peki verdim. Dediğimi herşeyi yapma. Yapmam. Ama yapıyorsun. Neyi yapıyorum? Yapma dediklerimi. Yapma dediklerinizi nasıl yapmayarak, yapmamış olurum peki? Evet doğru yapıyorsun. Offff. Offlama rica ederim yada içinden offlamak geliyorsa offla. Biliyor musun çocuk? İnsanların hayatına kendi arzularımdan bir dirhem koca bir okyanusdan vari bir damla dahi bir şey yapmalarını isteyince kendimi suçluyorum. Niye yazarcığım? Çünkü onları köleleştiriyorum. Saçmalama canım, üzülme, takılma dediğinde niye köleleşsinler? Yoo yoo köleleşiyorlar, sadece zincirleri yok, zincirleri eksik sadece.